içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

EĞLENCE Mİ İŞKENCE Mİ?
 
 
Çok değil, üç beş sene öncesinde Alaçatı sokakları çok seçkin restoranlarıyla ünlüydü. Bu işletmeler klasik, caz veya tango müziği çalarlar idi. Ancak bu restoranların önünden geçen vatandaşlar müziğin sesini duyabiliyorlardı. Bu işletmelerin sayıları azdı belki ama boş masa göremezdiniz. Masalarda oturan insanların muhabbetleri veya çatal bıçak sesini duyabilirdiniz.
Bu şık ve kaliteli mekânlardan çıkan misafirler, Alaçatı’da evlerinin önünde oturan yerli halk ile oturup hoşça sohbet ederlerdi. En çok sordukları sorulardan bu beldeyi nasıl böyle korudunuz ve Alaçatı’da gezilebilecek yerler neresi? diye sorarlardı. Alaçatılılar da bilgilerini ve yaşadıkları anılarını onlara anlatırlardı.
 
Alaçatı’ya gelenler buradaki insanlara “Ne güzel bir kasabada yaşıyorsunuz. Sizler çok şanslı insanlarsınız. Dünyanın en güzel yerinde yaşıyorsunuz” diye söylerlerdi. Evlerinin önünde oturan halkla beraber sohbet anında onlar da sonra muhabbete katılır, saatlerce sohbet ederken misafirlere sunulan naneli limonata veya çaylarını içtikten sonra yüzlerinden anlaşılırdı mutlu oldukları.
 
O yıllarda da Alaçatı’ya ünlü ve şöhretli insanlar geliyorlardı. Ama o günün Alaçatı’sında yaşayanlar gelen ünlüleri rahatsız etmezlerdi. Bazı ünlüler televizyon programlarında biz Alaçatı’da çok rahat gezebiliyoruz sizi kimse rahatsız etmiyor derlerdi. Bugünün Alaçatı’sı medyada çok gündemde olduğundan artık çok kalabalık olmaya başladı. Gelen ünlüler sokaklarda gezerken halk önlerini kesip ya selfi ya da birinden rica edip birlikte fotoğraf çekilmek istemekten ünlü arkadaşların özgürlüklerini kısıtlamaktayız. Ünlü kişiler Alaçatı’nın merkezindeki restoranlara gelmeyip merkezin dışındaki sakin yerlere gitmeye başladılar.
 
Bu günlerde Alaçatı’nın yükselen değeri sanki biraz düşüyor. Kaliteli mekânlar yerine arabesk veya canlı müzik yapan işletmelerin açıldığını görüyoruz. Sayıları her geçen gün de artmaya başladı. Birkaç hafta öncesinde de “Fasılçatı” başlıklı yazımda bahsetmiştim.
 
Dükkânıma gelen birkaç esnafla görüştüğümde bu arkadaşlarımıza soruyorum: “Neden bu tür müzik yapıyorsunuz?” Diye. Onlardan aldığım cevap ise “Çok yüksek kiralar ödüyoruz bu yüzden bize canlı müzik var mı? diye müşterilerimiz soruyorlar bizde bu kiraları çıkarabilmemiz için mecburen canlı müzik yapmak zorundayız” diyorlar. Birkaç restoran sahibi canlı müzik ruhsatlarını aldıklarını söylüyorlar. Şehir merkezinde açık alanlarda yetkililer mahalle sakinlerinde müzik ruhsatlarını vermeden önce mahalle sakinlerinden rıza almaları gerekmiyor mu? Büyükşehir Belediyeleri canlı müzik yapmak isteyen işletmelerden apartman sakinlerinden rıza dilekçesi istemekte. Alaçatı’da da bu uygulama olamaz mı? Avrupa’da tarihi yerler nasıl korunuyor yerel veya merkezi yönetimler bu ses kirliliğine nasıl halletmişlerse biz neden halledemiyoruz? Düşünün Alaçatı’da benim bildiğim iki tane gürültü ile mücadele derneği kuruldu.
 
Demek ki Alaçatı sakinleri bu yüksek müzikten çok rahatsızlık duyuyor. Bu işletmelerin ne kadar yasal hakları varsa gürültüden rahatsız olan vatandaşlarında yasal bir takım hakları var. İnsanlarımız sürekli 155’i arayarak şikâyetlerini dile getiriyorlar. Görevli mekân önüne gelip sesi kısar mısınız dese de işletmeci müziğin sesini biraz kısıyor görevli gittikten sonra sanki görevli ben buradayken kapat ben gidince daha çok sesi aç demiş gibi sesler tekrardan açılıyor. Şu durumda işletmecilerle halk karşı karşıya getiriliyor.
 
Birkaç tane Alaçatı merkez içinde bir çok kaliteli işletmelerimiz var. Alavya, Fava, Agrilia, Asma Yaprağı, Arven, Avrasya, Ferdi Baba neden canlı müzik veya yüksek volümlü müzik yapmıyorlar? Bu işletmelere rezervasyon yaptırmadan gidemezsiniz.
 
Ben gazetedeki köşemden arkadaşlarıma sesleniyorum: Sen gürültü yapmaya devam edersen, yandaki komşunu rahatsız edersen, rahat uyutmazsan, ben evimi terk edersem yarın da seni bir başkası kaçırır. Sen de benim durumuma düşersin kardeşim.
 
Alaçatı tarihiyle, doğasıyla, insanıyla bu günlere geldi. Alaçatı bizlere emanet, biz de gelecek kuşaklara yani torunlarımıza korunmuş bir Alaçatı bırakmak zorundayız. Alman şairi Gothe ne demiş; “Üç bin yıllık geçmişini bilmeyen insan günü birlik yaşayan insandır.”
Kalın sağlıcakla…
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum