-
Ömer Önal
Tarih: 25-01-2016 20:37:00
Güncelleme: 26-01-2016 00:52:00
1960 yılıydı. Sekiz yaşındaydım. Alaçatı belediye sineması, bugün Tokoğlu mahallesinde bulunan
Atatürk Kültür Merkezi olan binanın olduğu yerdeydi. Anneme saatlerce sinemaya gitmek istiyorum
bana para ver diye yalvarıyordum. Annem, “Paramız yok oğlum ne yapacaksın sinemaya gidipte?”
diyordu. Bir türlü annemi ikna edememiştim. O kadar çok ağlıyordum ki büyük annem yukarıdaki
odadan anneme seslendi:
-Şahiste! Niye yalvartıyorsun çocuğu? Bırak çocuk sinemaya gitsin.
-Üzerimde para yok. Olmayan parayı nasıl vereyim?
Büyük annem aşağıya indi, benim yanıma gelip belindeki çıkıdan bana 1 lira çıkartıp parayı bana
verdi. Ben büyük anneme öyle sarılmışım ki, “Dur oğlum beni boğuyorsun” deyip büyük annemi
bıraktığım gibi sokak kapısından çıktım. Doğru belediye sinemasının önüne... Sinemanın giriş
kapısının camında “İki film birden” yazıyordu. Gişe dedikleri yerde öğlen matinesi, akşam matinesi,
çarşamba matinesi yazılarını okudum. Matine ne demekti ki? Kimseye de soramazdım. Sıraya giren,
biletini alıp, içeri giriyordu. Çok merak etmiştim. İçerisi nasıl bir yerdi acaba? Bilet alıp içeriye
girdim. Film başlayalı beş dakika olmuştu. Bir ağabey elinde el feneriyle “Beni takip et” dedi, ettim.
Aydınlıktan, karanlık geniş bir yere girdik. Elindeki fenerle işaret ederek “Buraya otur” dedi ve elini
açtı. Anlamamıştım ne demek istediğini. Bahşiş vermek adettenmiş, bilmiyordum. O bu kez ışığı
gözüme gözüme tuttu. Sinema salonundaki ses düzeni o kadar açıktı ki, mecburen bağırmak zorunda
kaldım. “Oturdum ya ağabey” dedim. O da sesini yükselterek “Yoksa sen ilk kez mi geliyorsun
sinemaya?” dedi.Evet diye yanıtladım.. Söylene söylene ayrıldı oradan.
Geniş bembeyaz bir perdede film oynuyordu. Kafamı kaldırıp baktım. Tozlar içinde rengârenk
hareket eden bir ışık demeti dikkatimi çekti. Işıkları gözümle takip ederek son bulduğu yere baktım.
Bu rengârenk tozlar demek ki sinema perdesine yansıyordu. Bu kez kafamı geriye ve yukarıya çevirip
ışığın çıktığı başlangıç yerine baktım. Bir küçük delik açılmış, oraya bir alet konulmuştu ve biraz
kulak kabartınca harıltıyla çalışan bir ses duydum. Demek ki, bunun adı film makinesi gibi bir şey
olmalıydı. İçeride bir gölge belirdi. Demek ki, bu makineyi bu amca idare ediyordu. Acaba bu çok
güçlü ses nereden geliyordu? Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama aniden ışıklar yandı. Film
kesildi. Beyaz perdede 10 dakika ara yazısı belirdi. Demek ki, filmin tamamı bitmeden ara verilirmiş
dedim içimden. Dışarıya, salona çıktım. Kimi tuvalete gidiyor, kimi kabak çekirdeği, kimisi gazoz
alıyordu. Demek ki bunlar burada parayla alınırmış. Benim başka param yoktu ki. Ben arada
arkadaşlarla filmin kahramanlarını konuşurken filmin ikinci yarısı başladı. Dikkatimi yeni yeni
çekmişti. Sinemada çıt yoktu. Demek ki sinemada gürültü olmazmış. Sonra bir ara daha verildi.
Ardından ikinci film başladı.Filmdeki konuşma sahnelerinden o kadar başım ağrımıştı ki, bir an önce
film bitse de dışarı çıksam diyordum. Film bitti, dışarı çıkarken gözlerimi kırpıştırıyordum. Gün
yüzüne alışmam da zor olmuştu. Sonraki zamanlarda sinemaya alıştım, O günden sonra sinemaya
gitmeyi çok sevdim.
Kalın sağlıcakla…