içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ALAÇATI’DAKİ SİNEMALAR!

1960 yılıydı. Sekiz yaşındaydım. Alaçatı belediye sineması, bugün Tokoğlu mahallesinde bulunan 

Atatürk Kültür Merkezi olan binanın olduğu yerdeydi. Anneme saatlerce sinemaya gitmek istiyorum 

bana para ver diye yalvarıyordum. Annem, “Paramız yok oğlum ne yapacaksın sinemaya gidipte?” 

diyordu. Bir türlü annemi ikna edememiştim. O kadar çok ağlıyordum ki büyük annem yukarıdaki 

odadan anneme seslendi: 

-Şahiste! Niye yalvartıyorsun çocuğu? Bırak çocuk sinemaya gitsin.

-Üzerimde para yok. Olmayan parayı nasıl vereyim? 

Büyük annem aşağıya indi, benim yanıma gelip belindeki çıkıdan bana 1 lira çıkartıp parayı bana 

verdi. Ben büyük anneme öyle sarılmışım ki, “Dur oğlum beni boğuyorsun” deyip büyük annemi 

bıraktığım gibi sokak kapısından çıktım. Doğru belediye sinemasının önüne...  Sinemanın giriş 

kapısının camında “İki film birden” yazıyordu. Gişe dedikleri yerde öğlen matinesi, akşam matinesi, 

çarşamba matinesi yazılarını okudum. Matine ne demekti ki? Kimseye de soramazdım. Sıraya giren, 

biletini alıp, içeri giriyordu. Çok merak etmiştim. İçerisi nasıl bir yerdi acaba? Bilet alıp içeriye 

girdim. Film başlayalı beş dakika olmuştu. Bir ağabey elinde el feneriyle “Beni takip et” dedi, ettim. 

Aydınlıktan, karanlık geniş bir yere girdik. Elindeki fenerle işaret ederek “Buraya otur” dedi ve elini 

açtı. Anlamamıştım ne demek istediğini. Bahşiş vermek adettenmiş, bilmiyordum. O bu kez ışığı 

gözüme gözüme tuttu. Sinema salonundaki ses düzeni o kadar açıktı ki, mecburen bağırmak zorunda 

kaldım. “Oturdum ya ağabey” dedim. O da sesini yükselterek  “Yoksa sen ilk kez mi geliyorsun 

sinemaya?” dedi.Evet diye yanıtladım.. Söylene söylene ayrıldı oradan. 

Geniş bembeyaz bir perdede film oynuyordu. Kafamı kaldırıp baktım. Tozlar içinde rengârenk 

hareket eden bir ışık demeti dikkatimi çekti. Işıkları gözümle takip ederek son bulduğu yere baktım. 

Bu rengârenk tozlar demek ki sinema perdesine yansıyordu. Bu kez kafamı geriye ve yukarıya çevirip 

ışığın çıktığı başlangıç yerine baktım. Bir küçük delik açılmış, oraya bir alet konulmuştu ve biraz 

kulak kabartınca harıltıyla çalışan bir ses duydum. Demek ki, bunun adı film makinesi gibi bir şey 

olmalıydı. İçeride bir gölge belirdi. Demek ki, bu makineyi bu amca idare ediyordu. Acaba bu çok 

güçlü ses nereden geliyordu? Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama aniden ışıklar yandı. Film 

kesildi. Beyaz perdede 10 dakika ara yazısı belirdi. Demek ki, filmin tamamı bitmeden ara verilirmiş 

dedim içimden. Dışarıya, salona çıktım. Kimi tuvalete gidiyor, kimi kabak çekirdeği, kimisi gazoz 

alıyordu. Demek ki bunlar burada parayla alınırmış. Benim başka param yoktu ki. Ben arada 

arkadaşlarla filmin kahramanlarını konuşurken filmin ikinci yarısı başladı. Dikkatimi yeni yeni 

çekmişti. Sinemada çıt yoktu. Demek ki sinemada gürültü olmazmış. Sonra bir ara daha verildi. 

Ardından ikinci film başladı.Filmdeki konuşma sahnelerinden o kadar başım ağrımıştı ki, bir an önce 

film bitse de dışarı çıksam diyordum. Film bitti, dışarı çıkarken gözlerimi kırpıştırıyordum. Gün 

yüzüne alışmam da zor olmuştu. Sonraki zamanlarda sinemaya alıştım, O günden sonra sinemaya 

gitmeyi çok sevdim. 

Kalın sağlıcakla…

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum