içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ALAÇATI’DA YAŞAMAK!

Alaçatı turizm beldesi olmadan önceki yıllarda geçimini tarım ile sağlardı. Alaçatı’nın bütün ovaları yaz aylarında tütün ve kavun, kış aylarında ise bütün araziler patates, soğan, buğday, arpa, anason, enginar yetiştirilirdi. Bu mahsuller hasat edilirken İzmir’in Eşrefpaşa ve Güzelyalı pazarlarında satılırdı. Her ailenin cebinde harçlığı olurdu. Geçim sıkıntısı pek yaşanmazdı. Yazın Sıcak havalarında tütün üreticileri her akşam ve sabah erkenden kalkılır tütün kırmaya gidilir. Ailenin her ferdi gündüzleri evrelerinde, arazide yazlık damları veya çardaklarda bu işleri yaparlardı. Tarlasında kargılardan kurdukları çardakta oturanlar kramandal da sergi de kurutmuş oldukları tütünlerini kurutup eşeklerle, Alaçatı’daki evlerindeki bir odasında veya evinin altındaki mağazalarında istif yaparlardı. Tütünlerini günlerce tütün sandıklarında usta kişiler tarafından tütün çuvallarında balya haline getirirlerdi.

 

Kasım Aralık aylarında tekel veya tütün alan özel tüccarların eksperleri her üreticinin evlerine gelip tütünlerini kalite değerlendirip randıman verirlerdi. Piyasa açıldığı zaman kimin tütünü kaliteli ise tütünlerini başfiyata satar. Randımanı zayıf olan tütünler daha ucuza satılırdı. Alaçatı’da tütün piyasası Ocak ayı sonunda veya Şubat ayı başında açılırdı. Açılışa merkezi yönetimden muhakkak tekel müdürü, çoğu zaman da Gümrük ve Tekel Bakanı gelir tütün başfiyatını açıklardı.

 

Tekel tütün alımına başladığı günler Alaçatı’nın Arnavut kaldırımlı sokakları tütün balyalarıyla dolardı. Tekelde çalışanlar benim hatırladıklarım ağabeyler, Sabahattin Kosacı, Süleyman Zurnacı, Hasan Sarı. Sabahattin Ağabey’in elinde döner bir tenekedeki numaraları tütün balyasının bir kenarına numara yazardı. Hasan Sarı; her balyayı kalın bir sopanın iki ucunda duran işçiler balyayı kaldırıp kaç kilo geldiğine kantardaki kilosunu herkesin duyabileceği gür sesiyle söylerdi. Yanındaki arkadaşı da kaç kilo geldiğini balyanın bir köşesine yazardı.

 

O yıllarda traktör sayısı azdı Alaçatı’da. Halk tütün balyalarını at arabası ile taşırlardı. Rahmetli Beş Ali “Çiftçi” “Piç Remzi” lakabıyla anılan Remzi Özçetin Abil ağanın oğlu Yahya Akap ağabeyler taşırlardı. Rahmetli Karacaki’nin gazlı traktörü vardı. Bu traktörü Rahmetli Hayro “Hayrullah İnce” kullanırdı. Traktörün oturmak için koltuğu yoktu. Hayro ağabey bu traktörü ayakta kullanırdı. Tabi ki o kadar balyayı taşımakta yetişemez at arabaları taşımak zorunda kalırdı.

 

Alaçatı sokaklarındaki esnaflar önlerine balyalar konduğu zaman hiç sesini çıkarmaz, bilakis memnuniyetle karşılarlardı. Soğuk havalarda dışarıda üşüyen üreticiler mekâna girer, mekân sahibinin dükkânındaki mangalda ısınır, mekân sahibi karşıdaki kahveciden çay ısmarlayıp üşüyen arkadaşlarının içini ısıtırlardı. Esnaflar içeriye gelen dostlarına çay paralarını ödetmek ayıp sayılırdı.

 

Rüzgâr sörfü sayesinde tanınmaya başlayan Alaçatı'nın kaderi bir kez daha değişecektir. Rüzgâr sörfçüleri Alaçatı’nın denizini bilmektedirler ama köyünden pek de haberdar değildirler. Yerel yöneticilerin artık Alaçatı’yı Dünya kenti yapabilmek için girişimleriyle projeleriyle Alaçatı’nın Turizm çıtasını yükseltebilmek için çalışmalarının sonucunda on yıl gibi bir zaman diliminde Alaçatı’da ekonomik yapıyı turizm belirlemektedir.

 

İç ve dış turizm açısından ülkemizin sayılı merkezlerinden olan Alaçatı, turizmdeki öneminin önümüzdeki yıllarda çok daha artacağı öngörülüyor. Görülmeye değer tarihi zenginliklerinden biridir. Tarihiyle, doğasıyla, mimarisiyle ülkemizin turizm merkezlerinden ilk sıralara yerleşmiş bir beldemiz olmak yolunda ilerliyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum